8 Aralık 2015 Salı

Balkabak Böreği

Merhabalar ,
Geçen kayınvalidem bizdeydi. Kendisi göçmen bende ilk defa o yaptığında yedim balkabağı böreğini. yapılışı aşırı kolay. Aşama aşama yazacağım şimdi. Biz kabağı Temelliye giderken yol üstü stantlar var ordan alıyoruz ki direk çiftçi kazansın. Önce kabağı soyun güzelce rendeledik. Daha sonra rendelediğimiz kabağa kabağın tadına göre iki avuç seker attık ki bu sizin damak zevkinize bağlı. 
Şeker iyice içine işlesin diye biraz yoğurduk. 
Daha sonra serdiğimiz yufkanın üstüne seriyoruz .
İsteğe bağlı olarak katların arasına ceviz yada fındık çekip robottan serpiyoruz. Bizde fındık vardı, fındık koyduk :) 

Daha sonra kikinci kata geçtik aynı şekilde ikinci katı yaptık. Biz iki katlı yaptık. Kapattığımız yufkanın üstüne sadece yağ sürdük. 
 Piştikten sonra üstüne az su serpip üstünü kapattık ki az yumuşasın diye :D

Ilıyıncada kesip lüp lüp yedik. Aslında kayınvalidem bunu teflon tavada yapıyor ama benim o kadar büyük tavam olmadığı için fırında yaptık. Az yağ ile arkalı önlü kısık ateşte teflon tavada da çok güzel oluyor. İsteğe bağlı üzerine pudra şekeri de dökebilirsiniz. Afiyet olsun :D



31 Ağustos 2015 Pazartesi

Kapadokya nasıl rant haline gelmiş !

Merhabalar,
 Bu hafta bizim 1. evlilik yıldönümümüzdü dolayısıyla hadi bi gezi yapalım dedik. Çok aşina olduğum Kapadokya'ya gittik. Yıllardır gideriz ama eşimle ilk defa gittim. Bir, iki yılda ne çok şey değişmiş.
 Üzülerek belirteceğim öyle iç açıcı şeyler yazmayacağım bu yazımda. Bir daha ki yazıda nerelere gidilir, neler yapılır yazacağım.
 Ne yaptınız nasıl yaptınız da bu kadar para hırsı bürüdü sizi.  Nasıl insanları bu kadar yolma odaklı oldunuz gerçekten şaşırıyorum. Adım attığınız yerden para istiyorlar sizden. Hemde Öyle saçma yerler ki. Panaroma diyor dönüyorsun tepeye bi kafe yapmışlar yolun üzerine bir kulübe koymuşlar. Sizde bilmiyor sürüyorsunuz arkanızdan feryat ediyor  ' burası paralı ' diye. sizden 6 lira alıp bide bilet vari bir şey veriyor. Peki tepede ne var ne için verdin 'hiç' . demiyor ki size burası gün batımı için gündüzleri pek bir şey yok peri bacası bile görünmez demiyor. En saçma olansa bildiğin allahın dağı tepesi nasıl ve ne hakla burayı paralı hale getirirsin . Daha önce değildi ne değişti.

 Kaç bin bilmem yıl önce adamlar oymuş kilise yapmış ' Aynalı kilise' bi gidiyorsun. bekçi varimsi bi adam
-'Kıh kıh burası paralı 5 tl. Burda müze kart, öğretmen kart, öğrenci kart, iş bankası yani paradan başka hiç bir şey geçmez hahahah. bizde para geçerli' diye size salak salak gülüyor.
-Burası Türkiye Cumhuriyetinin değil mi neden müze kart geçmiyor.
-Bura şahsa ait geçmez. Ben aldığım paraya bakarım. Maaşım yatıyor. Sonuçta girmemeniz işime gelir şimdi kim gezdirecek sizi' diye de şak diye suratınıza suratınıza söylüyor.

  Bir kaç ücretsiz otopark var. Geri kalan sizi yolmaya bekliyor. Cennet gibi bir yeri nasıl cehenneme çevirebilirler inanamazsınız.
 Rezalet içinde yollar. turizm sezonu diosun okullar açılmasın diye yırtınıyorsun ama Kapadokya da hiç bir yere hareket edemiyorsun. Ne yana dönsen kapalı yol kumun tozun içinde kayboluyorsun. yağdı mı akşam üstü bide yağmur. Çamur denizine döndü mü etraf. Bembeyaz gömleğinize geçen arabalar çamuru savurdu mu ?

 Derin kuyu kasabasında bir kilise var ki akıllara ziyan ama hükümet politikası diye geri rumlara teslim edilmiş ve kapalı önünden dahi geçemiyorsun. Sordum Derinkuyu Mağarasında çalışan görevlilere neden bütün bunlar ben nasıl Tc vatandaşı olarak müzelere para ödemek zorundayım bana bunu açıklayın diye. Müze kart alın müze kart papağan gibi hepsine aynı şeyi öğretmişler. Bir görevli dedi ki bu paralar kimin cebine giriyor diye düşünmek lazım. Bugün bir turist kalkıp geldiğinde tüm müzeler için 200-300 lira para ödüyor dedi. Haklı ama ben kendi ülkemin tarihini ve mirasını öğrenemiyorum.  Asgari ücretli bir aileye yaşıyorsun yeter gezmek de neyine diyorlar. Kapadokyada döndüğünüz yer ya sizden para almaya yada bir şeyler satmaya çalışıyor. Oranın düzeni bu olmuş.

Ben yerli turist olarak bu durumdan iğrendim de siz yabancı turiste ne diyebilirsiniz ki.

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Peygamberler şehri : Şanlıurfa .

Merhabalar,
Kaç gündür bugün yazacağım artık diye diye kaç hafta oldu bilmiyorum. Şanlı şehir urfada geçirdiğim zamandan bahsetmek istiyorum biraz. Nerden başlasam bilemiyorum. Nemrutttan çıkıp çok güzel yerler geçerek Kahta üstünden Urfaya geldik. Hilton Garden hill olan otele yerleşmek biraz zaman aldı odalar normal olması gereken saatte boşaltılmamış olduğundan bekleyin dediler bizde beklemek yerine yakında olan Balıklı göle gittik. Zaten çok merkezi bir yerde. Çok kalabalıktı birde sıcak . 
Balık yemi satan insanlar var küçük tabak gibi şeylerin içine koymuşlar 1tl ye satıolar. Yemi atarken dua etmek gerekiyormuş biz bilmeden attık. Ama Allah sonuçta içlerimizi biliyor.  10 yaşlarında bir çocuk hemen yanınıza gelir 'Hocam buranın hikayesini anlatmamı ister misiniz ? ' . Normalde bu tarz şeylerden hoşlanmam. Hadi anlat dedim her yerine götürdü her kısmın hikayesini anlattı. Pek heyecanlı olması ayrıca hoşuma gitti. Turist rehberi yada doktor olmak istiyormuş. İnşallah istediğini olabilir. 

İbrahim peygamberin doğduğu mağaraya götürdü. Genel olarak Urfada karşılaştığım koku sorunuyla ilk burda karşılaştım. İçerisi çok dar Kadınlar namaz kılmaya çalışıyor ama eğilmek için bile dar bir alan gelin görün ki soğan ve ciğer kokan şehir böyle dar yerlerde her ne kadar dini bile olsa katlanması zor hale geliyor. Soğan, ter, ayak, nefes kokusu birbirine karışmış nasıl dua okuduğumu inan hatırlamıyorum. 
Biliyorum bunları okuyan bazı kişiler bana sinirlenecek ama bu benim görüşüm ve burası benim özgürlük alanım. Böyle dini yerlerin daha temiz ve daha ferah olması gerektiğini düşünüyorum. Sadece biz değil dünyadan Bir sürü insan geliyor. Biz yine anlayabiliriz fakat bi yabancıya bunu anlatamazsınız.

Daha sonra Ayn Zeliha gölüne götürdü bizi genç arkadaş. Hikayelerini anlatmıyorum çünkü belki araştırmak belki de ordaki ufaklıkların okul harçlığı çıkarmasına sebep olur :) 
Ayn Zeliha ağaçların arasından güneşle birlikte parlıyor. Etrafında bi kafe var isteyenler orda biraz serinleyebiliyor. Balıklı gölü gezip bitirince genç harçlığını alıp gitti. Gölün sonunda bir pazar var hediyelikler pul biberler isotlar kurutulmuş sebzeler rengarenk kumaşlar.


 Hemen gölün etrafında Urfa kalesi ve mancınıkların ayakları var . Rivayete göre İbrahim Peygamberi ordan gerip atmışlar. Bir kaç merdiven tırmandıktan sonra cüzzi bi meblağ ödeyip kaleye çıkıyorsunuz ama siz erken çıkın bizim vaktimiz kalmadığından dağın içinden geçilen geçidi göremedik. Daha doğrusu saat 6 da kapanıyormuş bizimde 15 dakikamız vardı.


Tüm Urfayı , Balıklı gölü , evleri ayağınıza sermiş gibi. Balıklı göl sanki Central Park gibi ortada ve yemyeşil etrafı geri kalan yerler sarı bir kuraklık.
Size Urfa'da asla, katiyen, kesinlikle yapmamanız gereken bir şey söyleyeceğim şimdi : Umumi tuvaletlere girmeyin. Her yer WC dolu ama benim hayatımdan silinmeyecek yaralar açtı. Eyüp peygamberin çilehanesine gittik. Orada fotoğraf çekmedim. İçerisi çok dar, bol kokulu ve namaz kılınmaz anonslarına rağmen namaz kılmaya çalışan kadınlarla doluydu. Allah herkese Eyüp peygamber sabrı versin inş. Bugün çağımızda en gerekli olan şey sabır. Orada çok sıkıştım ve burdan da Göbekli tepeye gideceğiz yol da uzun gir bir şey olmaz dediler. Aklıma geldikçe insanlığımdan soğuyorum. Zaten içeri girer girmez ağır, berbat bir koku var. Hadi burnumu tuttum mecburum çünkü. Bir kadın olarak nasıl tuvaletini yapıp suya basmadan gidebiliyorlar gerçekten anlamıyorum. İş rengarenk giyinip makyajla bitmiyor. Namaz kılınmaz yerlerde çekil çekil deyip yere kapanmakta da değil. Her neyse ne kadar burnunu kapatsanda koku doluyor içine görüntü de üstüne kusa kusa içerden çıktım. Ha bide bu pis duruma rağmen birde sizden  1 Tl temizlik parası alıyorlar. Size tavsiyem KESİNLİKLE girmeyin. 

Daha sonra ben yolda hala kusa kusa göbekli tepeye gittik. Şanlı Urfa’ya 15 km uzaklıkta olan bu arkeolojik site üzerinde yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan sonuç çok şaşırtıcı, Göbeklitepe günümüzden tam 12.000 yıl önce inşa edilmiş. Çok güzel anıtlar yine müze özelliği var 10 tl falandı yanlış hatırlamıyorsam giriş ücreti. Gel gelelim anıtların bulunduğu alanın üstü saçma sapan kapatılmış. Biz bi dolandık anıtlar nerde ya diye baktık. Sonra farkettikti üstü kapalı yer de . Böyle güzel anıtlar ancak bu kadar çirkin korunabilirdi.


Daha detaylı bilgiyi http://xn--gbeklitepe-ecb.com/ sitesinden edinebilirsiniz.

Fotoğraflardan da anlaşılacağı yapı kazı halinde fakat koruma şekilleri tüm yapıyı kapatmış ve ne tarihe ne arkeolojiye yakışmış.
Size tavsiyem Urfada bol bol yeyin. Tabi günün sonu tuvalette bitebilir acıya ve baharata alışık değilseniz. Ciğerci sevgiye gidin harika ciğeri var.
Yarım ciğer yarım et yapın. Bol acılı yanında kocaman bir ayran ve çeşit çeşit ikramlıklar. Et yumuşacık. lezzetleri hala damağımda. Ama Gülhan diye bir lokanta var ne yapın edin orda lahmacun yiyin. Hayatımda yediğim en lezzetli lahmacundu. Lahmacun ddiysek öyle küçük falan değil 1 tane lahmacunla bir kişi rahat doyar kocaman yanında yarma aşları salatalar soğanlar çeşit çeşit ikramlar. Fiyatı da şaka gibi 5 tl. Mutlaka lahmacun yemeden dönmeyin.










Birde bazı lokantalarda mırra geleneği var. Yemekten sonra bir garson elinde fincanlar cezveyle geliyor. size anlatıyor sindirime iyi gelir, soğan kokusunu alır, mideyi rahatlatır. E iyi ver içelim işte fincanı elinize aldıktan sonra o koyuyor siz içiyorsunuz. Pes edince yada fincanı elinizden bırakınca bahşiş vermeniz gerekiyormuş. Eskiden ağalar fincanı elinden bırakırsa ikram eden bekarsa evlendirecek , evliyse bakımını üstlenecekmiş. Tabi bu biraz bahşiş almak için sizi zorlayıcı bi yöntem günümüz uyarlaması. Çünkü bir kişinin vermesini yeterli bulmadı zira herkesten ayrı ayrı bahşiş istedi o yüzden lokantanın adını yazmadım.  



En sonda yemeğin üstüne Miroğlunda dondurmalı billuriyeyle noktayı koyun. Bol maceralı eğlenceli hüzünlü mutlu aç bir Urfa gezisini böyle sonlandırdık. Malatyaya dönerkenden Atatürk Barajını tepeden gören bir yer var orda bir Türk kahvesi için temiz havayı içinize çekin. Bol eğlenceler. 


13 Temmuz 2015 Pazartesi

NEMRUT !

Merhabalar ,
 Baya oldu yazmayalı... Önce hevesim kırıldı dedim yazmayacağım. Dediler yaz okuyan olmasa da yaz bende dinledim. Kpss de geçtiğine göre yazayım bari...
 Mayıs ayında eşim abisigil ve arkadaşlarıyla bir Nemrut , Urfa turu yapalım dedik. Eşim daha önce gitmişti ben ilk defa gittim. Çok beğendiğim ve hiç beğenmediğim yanlarıyla Nemrut ve Şanlıurfa gezilerimi yazacağım.
 İlk olarak Nemrutla başlayacağım. Çıktık Malatyadan yola kıvrıla kıvrıla döne döne yollarda uzunca bi yolculuk yaptık. Eğer doğayı seviyorsanız hiç sıkılmazsınız zira ben eriyen kar sularının oluşturduğu küçük akarsuları gördükçe inanılır gibi değil daha doğrusu ben öyle tahmin etmezdim malatyayı yemyeşil yolları gördükçe çok mutlu oldum. uzunca dönüşler sonunda Adıyamana vardık. Biz merkezde kalmadık malatya tarafında Güneş pansiyon diye küçük tadilat aşamasında bir pansiyonda kaldık. Odalarda sadece yatak banyo ve tuvalet vardı. Daha tam sezonu açmamışlardı. Belki şimdi daha da düzelmiş olabilir. Beklentin düşük olursa hiç sıkıntı çekmiyorsun. Pansiyonun altından bir su geçiyor ki gürül gürül tam karlar eriyip suya karıştığı zamandı.
 Böyle gürül gürül suyun etrafında çay keyfi gibisi yoktu. Yalnız akşam yemeği gene bir nebze idare etsede kahvaltı çok vasattı. Neyse pansiyona yerleşip kırk kat kıyafetlerimizi giydikten sonra gün batımını izlemek için tepeye çıkmak için yola koyulduk. Yol belli bir yere kadar güzeldi fakat daha sonra daracık yol bi tarafın uçurum , erimiş karla karışmış çamur bu kadar eziyetin sonu iyi olsa diyor insan . Yine küçük araçlar çıkabiliyor tepeye servisler yolda kalmış ve insanlar onca yolu yürüyerek çıkmış. Keza Ardahan tarafından gelen insanlar daha kolay ulaşım sağlamış.

 Mevsim bahar ama zirve kar ve buz. çıkmak için baya enerji harcadık. Ama sonuç muhteşem 2000 küsür yıllık bir tarih . İşte karşında NEMRUT.

Tanrıların dağı NEMRUT
NEMRUT DAĞI yüzyıllar önce iki dünyanın; doğuyla batının buluştuğu bir yerdi. Bir dinin doğuşuna, zorlu savaşlara, büyük sevinç ve hüzünlere tanıklık eden heybetli bir dağ.
 I. Antiochos Kommagene'nin en önemli kralıydı. Onu bu kadar önemli yapan şey, büyük hedefleriydi. Küçük bir krallıktan beklenemeyecek kadar büyük hedefler; Antiochos yeni bir din kurmayı planlamıştı. Amacı Batılıların, yani Yunanlıların dini ile Doğulu Perslerin dinini birleştirmekti. Böylece bir dünya dini yaratacak, Nemrut Dağı'nı onun merkezi yapacak ve bu dinin buradan tüm dünyaya yayılmasını sağlayacaktı. Kendisi de bu sayede tüm dünyaya hükmedecekti. Ve ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Antiochos bu hayaline ulaşmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Kendisini Tanrı ilan etti. Nemrut Dağı'nın 2.150 metre yükseklikteki zirvesinde yapımına başladığı görkemli kutsal alan ve mezar anıtı ne yazık ki ölümünden önce bitirilemedi. Oğlu Kral I. Antiochos da devam etmedi çalışmalara, mezar anıtı yarım kaldı. Kutsal alanın doğu ve batı yamaçlarında teraslar üzerinde yaptırdığı heykeller ise Nemrut'un sert hava koşullarıyla boğuşarak yüzyıllarca ayakta kalmayı başardı.


Antiochos bu kutsal alanı teraslar halinde tasarlamıştı. Kutsal kabul edilen teraslarda yer alan heykellerin sırası aynıydı. Bu tanrılardan her biri hem Doğu hem Batı tanrılarını temsil ediyor ve bu nedenle iki ayrı isimle anılıyorlardı. Yüzleri doğuya ve batıya çevrili Pers ve Yunan tanrıları Kral Antiochos'un bu iki kültürü birleştirme amacını da simgeliyordu.
Antiochos yaptırdığı heykellerin arka yüzüne 200 satırdan oluşan vasiyetini yazdırdı. Yazıtta kendinden sonra gelecek kralları tapınağı güzelleştirmeleri için görevlendiriyor, ibadet için gelenleri övdüğü gibi, kötü niyetle gelenlere beddua ediyordu. Antiochos, kutsal alanı ziyarete gelenlerin en iyi şekilde ağırlanmasını istedi ve bu amaçla rahipleri en iyi şaraplarını sunmalarını emretti. Hatta törenlerin çok renkli geçmesi için müzisyenleri bile görevlendirdi. Ama Antiochos'un bütün bu titizliğine rağmen vasiyette yazılanlar yerine getirilmedi.   

Yazı http://www.atlasmobidik.com/arkeoloji/00268/ sitesinden alıntıdır. Fotoğraflar bize ait. 

Yalnız şuna çok üzüldüm insanımız çok saygısız . Oraya geçilmemesi için zincir koymuşlar ama üstünden atlayıp geçip fotoğraf çektiriyorum adına tarihi eserlere zarar veriyorlar. Burnuna parmak sokmasan ne değişir ? benim gibi dayanamayan bir vatandaş tepki verdiğinde de ' Sana ne ! Sen tarih koruyucusu musun ? ' dediler. Tabi Analog da durur mu bende tepkimi belli ettim hemen biz korumazsak bu eserleri kim koruyacak ? 


 Mayıs ayı olmasına rağmen tepede baya kar vardı. E bide rüzgar eğer bu aylarda  gitmeyi düşünüyorsanız mutlaka kalın şeyler alın yanınıza. Kar ayakkabınızıda giyin muhakkak.
 
 Lütfen eserlere de saygılı davranalım.




Gel gelelim gün batımına harikaydı yavaş yavaş gözünün önünden kaybolan güneş ve anında soğuyan hava .


Gün batımı da gün doğumu da orda ayrı bir güzellik. Hani şu 30 yaşına gelmeden yapılacaklar falan var ya işte biri de budur.  ayrıca acayip güzel silüet fotoğrafları çalışılabilir. Son olarak gün doğumundan bir kaç kare daha bırakıyorum aşağıya :D
Sevgiler Analog'dan....






20 Şubat 2015 Cuma

haftalık bakım :D Saç bakım yağı, siyah maske etc.


Kocaman merhabalar,
Uzun bir ara oldu yazmayalı. Çok koşturmacalı bir ay geçirdik. Geçen eşim eve baya geç gelecekti bende dedim baştan ayağa bir bakımın tam sırası. Görselde gördüğünüz ürünleri kullandım. Hem uygun bütçeli hemde kolay ulaşılabilir ürünler. Malum saça uygulanan bazı yağların etki edebilmesi için uzun süre kalması lazım o yüzden ben ilk saç bakım yağı ile başladım.
 Natural marka ürünü daha önce denemememiştim. Çok alakasız ama A101den 4 tlye falan aldım. zaten market olarak bir çok yere göre daha uygun olduğu için fiyatları şüphede etmedim. Saç bakım yağını kullandım henüz. Haricen kullanın yazdığı için arganı sürmedim. Saçıma uyguladım , taradım ve saş bonesi takıp yaklaşık üç dört saat bu şekilde durdum. banyo sırasında saç kremsiz açılmayan saçlarıma krem uygulamadım ve resmen pamuk gibi oldu. Biraz hatta baya kötü kokusu ama herşey güzellik için.
Avonun bu siyah maskesini ben çok eğlenceli buluyorum. yüzünüze uyguladığınızda siyah kurudukca griye dönüşüyor ve yüzünüz baya geriliyor. Avonun iddası ' Akneye meyilli genç ciltler için gözenekleri temizleyen maske! Cilt yağını emerek önemli ölçüde azaltmaya yardım eder. Minerallerle zenginleştirilmiş maske, yağ kontrol etkilidir. Cildi derinlemesine arındırır, yumuşacık ve pürüzsüz bırakır. ' Cildi en azından benim cildimi yumuşatıyor.



Ee aliyle bütün gün bizi taşıyan ayaklarımız da çok önemli. Yine avonun bir ürünü olan lavantalı bu ayak maskesini kullandım. böyle içinde minik minik şeyler var ayağınıza uyguladığınız miktar kuruyana kadar masaj yaparak uygulayın.
En sevdikleriminden bir tanesi Yves rocherin Pure Camille serisinden yüz yıkama jeli. Günlük kullanılan makyaj ve diğer her türlü ihtiyaçtan kaynaklı kullanılabilecek çimen kokulu en sevdiğim ürün. yüzümü bu ürünle yıkayınca bahar gibi hissediyorum hep. Sabun içermiyor cildi de kurutmuyor  organik papatya suyu mevcurt içersinde o yüzden ben çok memnunum.
Duş jellerinden sevdiğim bir tanesi olan yine Yves Rocherin ylang ylang özlü Jardins du Mondu tercih ettim.
Loreal Elsevin muhteşem kokulu saç bakım yağı ben bazen duştan önce uyguluyorum bazen de duştan sonra saçlarımı kuruturken az miktarda saç uçlarına sürüyorum. hem harika koku veriyor hemde saçları kuruturken oluşan zararları önlüyor.
Son olarak duştan sonra Tırnaklarıma yaptığım bakımla da günü sonlandırdım. Bu aralar tırnaklarım çıtır çıtır kırılıyor. Rival de loopun tırnak bakım yağını uygulayıp iyice yedirdikten sonra yine aynı markanın tırnak sertleştiricisini uyguladım. Rossmann mağazalarından çok uygun fiyata bulabilirsiniz. Bakalım hala sonuç vermesini bekliyorum. :D

Benim haftalık bakımım bu şekildeydi. Sevgiyle kalın :D

20 Ocak 2015 Salı

Biz buna gökyüzü diyoruz ki.

Öncelikle koccaman merhabayla başlayalım ,
Canım sıkıldı hadi oje süreyim dedim renge karar veremedim. Bu ikinci denemem olan değişik şekli deneyelim dedim. Uygulamanın bir adı olmadığı için maviyi sevdiğimizden gökyüzü dedik. 
Malzemeler bunlar. Önemli olan jelatin 😉 alt zemin rengi tek kat sürün biraz kurumaya bırakın. Daha sonra zemin rengi ve istediğiniz bir diğer rengi aşağıdaki fotoğraftaki gibi uygulayın. 
Biraz biraz damla şeklinde bırakın ve 
Jelatini ojeli tırnağın üstüne koyup hafif hafif dokunun ve jelatini kaldırın tüm tırnaklara aynı şekilde hepsine uygulayın ve biraz kuruduktan sonra üstüne bi kat parlatıcı oje sürün 😉💅 hepsi bu 😁😁.